Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YANGIN DUVARI

Birbirine bitişik iki ahşap yapıyı birbirinden ayıran ve temelden çatı hizasının üstüne kadar uzanan kagir duvar.

SAHNE TASARIMI

Tiyatro, sinema, bale vs. gibi gösteri sanatlarında sahnelenen yapıtın gerektirdiği saymaca mekanın düzenlenmesi işiyle uğraşan sanat dalı.

SAKANGUR

Eskiden kullanılan bir tür seyrek dokulu tülbent. Lohusa şerbetiyle dolu sürahilerin ve armağan yemiş sepetlerinin üstüne konurdu.

ÖGE

Bütünü oluşturan ve bağımsız olarak da var olabilen nitelikte parça.

MAKSURE

Camide hükümdarların içinde namaz kıldığı ve genel kullanım alanından parmaklık ya da kafesle ayrılmış, zeminden hafifçe yüksek kesime verilen ad. Burası mihrabın önünde yer alabilir; üst örtüsü bir mihrap önü kubbesiyle belirginleştirilerek camimnin ana taşıyıcı sisteminde farklı biçimde ele alınabilirdi. Anadolu - Türk mimarisinde maksume görülmez. Osmanlı Selatin camilerinde bu işlevi gören hünkar mahfilleri vardır.

ERKEN HIRİSTİYAN SANATI

300 ile 750 tarihleri arasında özellikle Batı Akdeniz ve İtalya'da gelişen sanat. Yaklaşık 300 ile 500 yılları arasında, üslupsal açıdan Geç Antik Sanat'tan pek az farklılaşmış olarak, fakat teknik açıdan ondan çok daha zayıf nitelikte ürünler vermiştir. Bu dönemde yeni sayılabilecek tek özelliği Hıristiyanlıklıkla birlikte gelen yeni İkonografidir. Sonraki dönemde Antikite sanatının temel özelliği olan doğaya sadakat duygusu ve gerçekçilik kaygısı Erken Hıristiyan sanatı içerisindeki yerini yavaş yavaş yitirir. Mimarlık açısından ise, bu dönemin geleceğe en önemli katkısı Roma bazilikasının ana hatlarıyla kilise plan şemasının özünü oluşturmaya başlamasıdır.

ESKİ YEŞİL PORFİR

Antik eserlerde sıkça kullanılan bir taştır. İnce kristallerden oluşmuş siyah - yeşil renkli bir hamur içinde açık yeşil renkli büyük kristalleriyle tanınır. Anıtsal yapılarda, diğer renkli taşlarla birlikte geometrik biçimli kaplamalarda, kakma olarak şebekelerde kullanıldığı görülmektedir. Yunanistan'da Mora yarım adasının Maratonozi bölgesinde çıkarılan taşa -Porfiro verdo antico- da denmektedir.

NİELLO BASKISI

Niello tekniğiyle bezenmiş metal yüzeyleri ya da bunlardan alınmış alçı kalıpları baskı levhası olarak kullanarak, kağıt üzerine basılan resim. 15. yy2ın ikinci yarısında kullanılan bir İtalyan tekniğidir. Kazıresim sanatının İtalya'da ki gelişiminde etkili olduğu söylenebilir.

LUNETTE

Avrupa Barok mimarlığında pencere ve kapı üstlerinde bulunan yarım dairesel alınlık, kemer aynası.

MADALYON

Daire, çokgen veya elips biçimli bir çerçeve içinde yer alan beti ya da süslemeden oluşan mimari bezeme ögesi.

İnce bir zincire takılarak boyna asılan metal para biçiminde süs eşyası, belli bir görev sonucu onurlandırmak amacıyla da verilebilir.

HOLBEİN HALISI

Daha 13. yy'dan başlayarak Türk halılarının Avrupa'ya ihraç edildiği ve Avrupalı ressamların yapıtlarında betimlendiği görülür. Rönesans döneminin ünlü Alman sanatçısı H. Holbein'in (1497/98-1543) resimlerinde ise, Türk halıları oldukça önemli bir yer tutmuştur. Bunlarda genellikle masa örtüsü olarak kullanılan bu halılar, sanat tarihçilerince ayrı bir halı türü olarak sınıflandırılmışlardır. Çağdaş sanat tarihçilerince bu tür bir değerlendirmenin geçerli olmadığı kabul edilmektedir. Sanat yapıtları başka bir yapıtta betimlendikleri biçimde değil, ancak kendileri olarak incelenebilirler. Dolayısıyla, Holbein'in resimlerindeki halılar da ancak o resimleri oluşturan resimsel ögelerden biri olarak inceleme konusu olabilir; fakat, gerçek bir Türk halısı gibi düşünülemez.

HOTOZ

Mobilya, yapı ve yapı ögelerinin üzerine yerleştirilen bezemeli tepelik.

EARLY ENGLİSH

İngiltere'de Gotik mimarlığın 1170 ile 1270 yılları arasındaki erken dönemi. Canterbury Katedrali'nin yeniden inşası ile başladığı kabul edilir. Bu dönemin en önemli yapıları Wells, Ely ve Lincoln Katedralleridir.

BAKIŞ

Avrupa resim sanatında sanatçının resmettiği konuyu gözlemlediği varsayımsal noktanın konumu ve gözlemleme doğrusu. Örneğin; Rönesans resminde bakış eksenseldir. Daha açık bir anlatımla, resmedilen varlık ve nesneler resim düzlemine paralel ardışık düzlemler üzerinde imişçesine betimlenmiştir. Genel olarak Avrupa dışında kalan kültürlerin resim sanatlarında bir bakış kavramından söz edilemez. Örneğin; Osmanlı resimlerinde belirli bir gözlemleme noktası yoktur. Resimde betimlenen varlıklar, bir bakış noktasına göre gerçekte hangi konumda olduklarına bakılmaksızın, resim düzlemi üzerinde yeni bir ilişkiler düzeni içinde resmedilirler.

TOPOGRAFİK SANAT

Doğada büyük boyutlu topografik değişiklikler yaparak yapıtlar oluşturmaya yönelen sanat dalı. Topografik sanatçılar, genellikle inşaat makineleri kullanarak, yapay yeryüzü şekilleri yaratmaya çalışırlar. 1960'larda beliren topografik sanat, özellikle ABD'nde izleyiciler bulmuştur.

PELESENK

Tropik bir ağaçtan elde edilen siyah renkli ahşap. Eskiden ince marangozluk ve mobilyacılıkta kullanılırdı.

KUŞEVİ

Türk mimarisinde yapı cephelerinin üst kesiminde yer alan ve kuşların barınması için yapılmış öge. Genel olarak cami, medrese, han gibi kamusal yapıların duvarlarında bulunur. Kuşevi dönemlere göre biçimsel değişiklikler göstermekle birlikte,çoğunlukla,gerçek bir yapının minyatürü gibi tasarımlanmıştır. Kuş Köşkü de denir.

EVRENSELCİLİK

Sanat yapıtında evrenselliği amaçlayan anlayışların genel adı.

ÇİZGİ

Bir yüzey sanatı olarak çizgi, uzunluğuna oranla kalınlığı çok az olan bir şerit anlamını taşır. Dolayısıyla kalın bir fırçayla bir yüzey üzerine vurulacak uzun bir boya darbesi resim sanatında çizgi olarak değerlendirilir.

POLİPTİK

Avrupa sanatında üçden fazla sayıda birbirine bitişik resim levhasını içeren dinsel içerikli sanat yapıtlarına verilen genel ad. Bu tür yapılar genellikle kiliselerin sunak bölümlerine yerleştirilirdi. Rönesans'tan sonra poliptik yapılmamıştır.

Antik Roma'da üzerine yazı yazmak için kullanılan, birbirine bağlı, katlanabilir ikiden fazla levhayı içeren antik tablet.

Erken Ortaçağ'da Batı Avrupa kilisesi ve manastırlarının emlak ve gelirlerinin kaydedildiği defterlere de bu ad verilir.

MADONNA

Hıristiyan ikonografisinde Meryem'le kucağında çocuk İsa'yı birlikte betimleyen resim türü. Yalnız Batı resim sanatına özgüdür. Bizans sanatında bu ad kullanılmaz.

GÖZ YAŞI ŞİŞESİ

Antikite'de mezarlara yerleştirilen ve içine göz yaşı doldurulan küçük şişe ya da pişmiş topraktan yapılmış küçük testi.

HAN

Kent içinde yer alan ticaret ya da geçici konaklama yapısı. Otelin belirişinden önce tüm dünyada kırsal ya da kentsel alanda yapılmış her tür küçük konaklama yapısı Türkçe'de han olarak nitelenirse de, sözcük daha çok kentsel ya da İslami bir yapı tipini anlatmak için kullanılır.

Han bir avluyu çevreleyen en az iki katlı bir revaktan ve onun gerisine dizilmiş odalardan oluşur. Bazı hanlarda ahır, mescit v.b. hizmet alanları da yer alabilir. Genellikle kagir bir yapıysa da ahşap strüktürlü sayısız örnekleri de vardır.

Anadolu Selçuklu döneminde de hanlar yapıldığı bilinirse de, bu dönemden günümüze hiçbir han kalmamıştır. İlk hanlar beylikler döneminde, özellikle de, Osmanlı topraklarında (14.yy) belirir. Bunların en önemlisi Orhan Gazi'nin Bursa'da yaptırdığı Bey Han'dır. Bu çağda ana çizgileriyle oluşan han mimarisi 19. yy'a dek pek değişmeden tüm Osmanlı topraklarında uygulanır.

MEGARON

Klasik Yunan çağı öncesinde Ege'nin hem Batı hem de Doğu kıyılarını oluşturan bölgelerde uygulanmış bir yapı tipi. Genel olarak konut, seyrek olarak salon ya da kamusal mekan işlevi görmüştür. Uzun kenarlarının uzantıları dar kenardaki girişin iki yanından ileri doğru çıkan dikdörtgen biçiminde bir odadan ibarettir. Ortasında bir açık ocak bulunan odanın tavanı ahşap çatıyla örtülüydü. Erken Tunç çağında ortaya çıkmıştır.

KİC / KİTSCH

Özellikle, 20. yy içerisinde üretilmiş çeşitli nesnelerde rastlanan zevksiz, kökeni belirsiz ve estetik değer taşımayan bir tasarım anlayışını nitelemek için kullanılan Almanca asıllı bir sözcük. Türkçe'de yakın anlamlı olarak -rüküş- sözcüğüyle karşılanabilir. Kiç, grafikten endüstri tasarımına ve mimarlığa kadar uzanan geniş bir anlamda estetik düzey düşüklüğünü nitelemek için kullanılır. Stuttgart'ta bu tür ürünleri sergilemek için bir de müze açılmıştır.

GUAŞ / GUAJ

Boya pigmentlerinin suyla karıştırılıp macun haline getirilmesiyle üretilen resim boyası. Kullanıldığında, suluboyanın aksine saydam değil, mat ve örtücü bir katman oluşturur. Eski Mısır resimlerinde bile Guaşa benzer (bal veya zamkla yapılmış) bir boya kullanıldığı görülmüştür. Orta çağ Avrupa'sında da yazma kitap minyatürleri bir guaş tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. Rönesans'ta kullanımı azalan guaş, 18. yy Fransız ve İtalyan resminde yeniden yaygınlaşır. 20. yy'da ise guaş Grafik Sanatlar da giysi ve sahne tasarımında kullanılan ana malzeme haline gelmiştir.

GROUP ESPACE

1951 yılında Paris'te kurulan bir sanatçı grubu. Grup üyeleri arasında A. Bloc, Del Marle, Gorin ve Pillet vardı. Bu sanatçılar sanatı bireysel değil, toplumsal bir yaratma eyleminin ürünü saymış, bundan ötürü de, sanat ürünü olarak yalnız mimarlık ve kent gibi mekan yaratımı ürünlerini görmüşlerdir.

EĞİRMEK

Yün, pamuk vs. gibi maddeleri iplik haline getirme eylemi. Eğirme sözcüğü sınai yöntemlerle iplik yapma işlemi için değil de daha çok el işçiliği düzeyinde bir etkinliği anlatmak için kullanılır.

ÇARŞI

Bir kentin ya da kent parçasının alışveriş ve ticaret alanı. Kökeni Farsça -cahar- (dört) ve -suk- (sokak) sözcükleridir. Terimin kökeni eski İran'da çarşıların genellikle yolların kesişme noktalarında yeralmasından kaynaklanmıştır. İlk çarşıların Mezopotamya'da belirdiği ve bunların sur kapılarının hemen dışında yer aldıkları bilinir. Örgütlü bir ticaret alanı ise ancak Antik Yunan'da ortaya çıkar. Örneğin Agora ve orada ortaya çıkan stoalar birer örgütlü kentsel merkez yaratma çabasını yansıtmaktadır. Roma'da ise Trajan pazarının da örneklediği gibi, kapalıçarşı olarak nitelenebilecek yapılar bile gerçekleşmiştir. Ortaçağ'da bu anlamda bir çarşı mekanından söz edilemez. Genellikle kilisenin önünde yer alan bir alışveriş merkezi düzenli bir yapılaşma gayretinin ürünü değildir. Çarşının yeniden örgütlü bir kentsel alana ya da yapılaşmaya kavuşması için Endüstri Çağı'nı beklemek gerekmiştir. 19. yy'la birlikte, büyük boyutlu çarşı yapıları, pasajlar ve son …

LONDON GROUP

1913'de Londra'da kurulan bir sanatçılar derneği. Temel amacı döneminin İngiliz sanatındaki akademizmi yıkmaktı. Ard İzlenimci akımdan etkilenmiştir. Ünlü üyeleri; ressam R. Fry, Nash Kardeşler, D. Grant ile heykelci Gill ve Epstein'dir.

LONCA

Tüm Ortaçağ boyunca gerek Doğu'da, gerekse de Batı'da sanatçı ve zanaatçıları içinde toplayan her mesleğin kendine özgü örgütü. Batı'da kapitalistleşmeyle birlikte, dana Rönesans döneminden başlayarak ortadan kalkmış, Türkiya'de ve diğer gelişmemiş ülkelerde 19. yy'ın sonlarına dek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Hemen hemen tüm toplumlarda bir lonca o meslek üyelerinin katılması zorunlu bir örgüt niteliği taşır. Bir mesleğin icrası ancak loncaya üye olmakla olanaklıdır. Yine her yerde üç aşamalı bir hiyerarşi gösterir; Çıraklık, kalfalık, ustalık. Bir meslekte çalışabilmek için önce bir ustanın yanına çırak olarak girilir ve zamanla beceri düzeyinin artışı sonucu bağımsız iş yapabilme niteliği, ustalık elde edilir. Bugün sanat olarak nitelenen mimarlık ve ressamlık da dahil tüm uğraşlar geçmişte loncaya bağlı olarak icra edilirdi. Lonca sisteminin temel işlevi, talebin kısıtlı olduğu kapitalizm öncesi üretim düzenlerinde arzında kısıtlanmasını sağlamaktır. Bu kısıt…

TERRACOTTA

Her tür pişmiş topraktan yapılmış kullanım eşyasının genel adı. Tuğla, kiremit gibi kaba yapı malzemeleripişmiş toprak ya da keramik sayıldıkları halde, terracotta değildirler.

PUDİNG

Çakılları yuvarlak olan konglomeralara puding adı verilir. Puding ve Breşler değişik şekilli ve renkli çakıllardan ve doğal çimentolardan oluştuğundan, inşaat işlerinde masif ya da cilalanarak kaplama taşı olarak kullanılmaktadırlar. Bu amaçla kullanılacak pudinglerde çimentonun nitelikleri önemlidir; killi, jipsli ve iri kumlu olmamalıdır. Kumlu çimento iyi cilalanmaz. Diğerleri de kolayca aşınmasına neden olur. Osmanlı mimarlığı'nda en çok kullanılan ufak çakıllı ve kızılımtrak mentolu -Hereke Pudingleri-dir.

BREŞ

Çakılları köşeli olan konglomeralara breş adı verilir. Tektonik hareketlerle, kültelerin çeşitli doğrultularda kırılıp parçalanması ve parçaların madensel bir çimentoyla yeniden birleşmesi sonucu oluşan kültelere -tektonik breş- denir. Türkiye'de geçmiş uygarlıkların kullandığı ve günümüzde de kullanılan breşlerin en önemli yatakları Bilecik - Vezirhan dolaylarıdır. Bu taşların kırmızı renklerinin zamanla solduğu ve özellikle en son oluşan beyaz renkli kalsit damarlarından çatlayıp koptuğu görülmektedir. Bundan dolayı yapılarda dış etkilere açık olarak kullanılması sakıncalıdır.

KONGLOMERA

Çapları 2mm.'dan büyük olan çakıl, iri çakıl ve blokların doğal bir çimentoyla birleşmesi sonucu oluşan kütleler konglomera olarak adlandırılır. Konglomera'yı oluşturan tanelerin şekilleri değişik olabilir. Çakılları yuvarlak olan konglomeralara -puding-, köşeli olanlara da -breş- adı verilir. Bu taşlar eskiden özellikle sütun yapımında kullanılmışlardır. Osmanlı yapılarında sık sık görülürler.

EKSPRESYONİST ANLAYIŞ

Ekspresyonizmin bir Modern Sanat oluşuna karşılık, tarih boyunca Modern Sanat'taki Ekspresyonizmle doğrudan ilişkisi olmayan fakat, onunla tutum ortaklığı gösteren genel bir ekspresyonist anlayıştan söz edilebilir. Ekspresyonist anlayışın ya da daha doğru bir deyişle, anlayışların ana özelliği, resim ve heykel yapıtlarında yer alan betileri, amaçlanan bir etkiyi yaratabilmek için bazı deformasyonlara uğratmalarıdır. Örneğin; Avrupa Ortaçağ sanatının ekspresyonist anlayışta olduğu söylendiğinde, bu dönem ürünlerinde görülen betileri inceltip uzatma tutumu anlatılmaktadır.

ANTROPOMORF

Sözlük anlamı olarak insan biçimli demektir. Heykel niteliği taşımayan sanatsal ürünlerin insan biçiminde ve özellikle insan başı biçiminde yapılması anlamına gelir.

SIRLI TUĞLA

Bir ya da iki yüzü sırla kaplı tuğla. Mimarlıkta bezeme amacıyla kullanılır. Eski Mezapotamya'da bile yapıldığı bilinir. Örneğin Babil surları üzerindeki İştar kapısının bezemeleri sırlı tuğlalarla yapılmıştı. Sırlı tuğla kullanımı uzun bir aradan sonra, Büyük Selçuklu Dönemi'nde İran'da yeniden ortaya çıkar. Anadolu Selçukluları'da İran'daki kadar geniş çaplı olmasa da aynı malzemeyi kullanmışlardır. Beylikler döneminde gittikçe azan sırlu tuğla Osmanlı Çağı'nda ortadan kalkmıştır.

SHİNGLE STYLE

19. yy'ın son çeyreği içinde ABD'nin Boston kentini merkez alan kıyı bölgesinde gelişen bir mimari üslup. Temel özelliği çağının eklektisist özelliklerine karşıt bir biçimlendirme anlayışı geliştirmesi ve dış kaplama malzemesi olarak padavra kullanmasıdır. Zaten terim Türkçede Padavra Üslubu anlamına gelmektedir. Bu üslubun ürünlerinin tümü tek aile evleridir. Shingle Style'ın en ilginç örneklerini McKim, Mead and White grubu ve H.H. Richardson vermiştir.

NEGATİF FİLM

Film banyosundan sonra duyarkart üzerinde görüntüyü renk skalasına göre tamamlayıcı renklerde oluşturan film. Örneğin, siyah beyaz filmlerde beyazlar duyarkart üzerinde siyah ya da tersi görüntüler oluşturur. Renkli negatif filmlerdeyse kırmızı ve yeşil, mavi ve turuncu, sarı ve mor birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar.

KAKEMONO

Japonca da rulo biçiminde dürülmüş resimlere verilen ad. Duvara uzunlamasına asılır.

ANTROPOMORFİK

İnsan biçimsel anlamında Yunanca sözcük. Temel amacı insanı betimlemek olmadığı halde, insan biçiminde tasarlanan kullanım eşyası ve her tür sanat yapıtını niteler. Örneğin; insan suratı biçiminde yapılmış bir İnka vazosu antropomorfik olarak değerlendirilebilir.

TÜRK SANATI

Tarih boyunca Türk toplulukları ya da devletlerince yaratılan sanat. Tanımının yeterince açık olmasına karşın, Türk sanatı'nın ilgi alanının ne olacağı sorusu açıkça yanıtlanıp, herkesçe onaylanmış değildir. Dünya'nın çeşitli bölgelerinde Türkler'ce kurulan pek çok devletin sınırları içinde üretilen sanat ürünlerinin Türk Sanatı kapsamına ne derece sokulabileceği konusu hala tartışmalıdır. Örneğin Mısır'da Tolunoğulları ve Ahşitler dönemleri ya da İran'da Büyük Selçuklu Sanatı ve Hindistan'da Baburoğulları dönemi, Türk Sanatı'nın kapsamına mı girmelidir? Bu durumda ayırıcı ölçütün şu olması yanlış olmayacaktır; Saö konusu sanat ya da dönem hangi süreç içinde konumlanmakta ve onun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır.

Daha çık bir anlatımla onun öncesi ve sonrası olarak ele alınabilen ve aynı kültür çevresine ait başka dönemler yada üsluplar var mıdır? Örneğin Mısır, İran ve Hindistan'da Türk yönetimleri altında üretilen sanatlar hemen daima bu ülkeni…

PADAVRA TAHTASI

Çatıda üzerine kiremitlerin yerleştirildiği ahşap kaplamayı oluşturan tahtalardan her biri. Çatı kaplaması.

PADAVRA

Çatı yada dış duvar kaplama malzemesi olarak kullanılmak üzere hazırlanmış, kareye yakın biçimde ince ahşap levha. Bir kadron sistemi üzerine balık pulu düzenine benzer nitelikte çakılarak uygulanırlar.

MODA

Giyim, davranış, ev döşeme, makyaj gibi alanlarda topluma ya da toplumun geniş bir kesiminde yaygın ortak tutum ve anlatım özellikleri bütünü.

MODERNİZM

Modern Sanat ve Mimarlık görüşleri doğrultusundaki tüm akım ve üsluplar.

ESTETİK

Klasik anlamıyla estetik, güzelin ne olduğu sorusunu yanıtlamakla ilgilenen felsefe dalı olarak tanımlanabilir. Bu anlamda estetik güzel ile sanatın özdeş olduğunu düşünen anlayışın bir ürünüdür. Antik Yunan'dan beri süregelen bu anlayışı yadsımaktadır. Dolayısıyla 20. yy'da gelişen çağdaş estetik, güzelin ne olduğu sorusunu araştırmaya yönelmez. Sanat artık yalnızca güzeli betimlemek eylemi değildir. Günümüz estetiği de bu yeni anlayışı benimsemiş, geçmişteki kesin ve doktriner tutumundan uzaklaşarak, çoğunlukla tarihsel bir yöntem kullanan bir sanatı açıklama uğraşı haline gelmiştir.

Estetik sözcüğü ile ilk olarak filozof Baumgarten'in Aesthetica (1750-1758) adlı kitabında karşılaşılsa da, Antikite'den beri güzel sorunu felsefeyi ilgilendirmiştir. Örneğin Platon güzellik ve sanatı kendi idealar kuramı içinde ele alır. Aristoteles, güzeli yararlı olarak niteler.

Ortaçağ'ın pek ilgilenmediği estetik sorunları Rönesans'ta yine gündeme gelirler. Alberi güzeli -b…

GİMNAZYUM

Antik Yunan ve Roma'da içinde beden etkinlikleri yapılan spor etkinliklerinde bulunulan yapı. Grek döneminde ayrı bir yapı olarak belirmemiştir. İlk olarak Helenistik dönemde kendine özgü bir yapıya kavuşur. Romalılar, büyük revaklı bir avludan ibaret olan bu yapı tipini geliştirirler.  Özellikle Anadolu'da gimnazyum Antik dünyadaki en ilginç örneklerini verir. Bu örneklerin çoğunda hamam ile gimnazyum işlevleri bir araya getirilmiştir. MS 5.yy'da bu tür yapılar tamamen ortadan kalkarlar. Daha sonra 3. yy'dan başlayan iki gelişim bu yok oluşun nedenini oluşturur.  Birincisi, Hristiyanlık bu tür spor ve beden etkinliklerini hoş görmemektedir. İkincisiyse Antik ekonomideki hızlı çöküş, kentleri artık böylesi devasa yapı komplekslerini işletebilecek olanaklardan yoksun bırakmıştır. Türkiye sınırları içinde en önemli gimnazyumlar Bergama ve Sardis'tekilerdir.

DELAİL İ HAYRAT

İçinde dua ve ayetler yazılı, Mekke ve Medine'nin düşsel resimleriyle bezeli, ciltli küçük kitapçık. Osmanlı kitapçılık sanatının tümünü içeren bu kitapçıkların değerli örnekleri vardır.