Ana içeriğe atla

SAHNE

Opera, sinema ya da tiyatro gibi gösteri mekanlarında içinde gösteri etkinliklerinin yer aldığı bölüm. Sahnenin hem sözlük anlamı hem de mimari yapı ögesi olarak kökenini Antik Yunan tiyatrosundaki Skene kesimi oluşturur. Bununla birlikte sahnenin tarih boyunca sürüp giden uzun gelişim süreci, bugünkü sahneyi Antik Yunan'dakinden çok farklı kılmıştır.

Antik Yunan skene'si oyunun asıl oynandığı yer değil, onun ardında kalan ve bir fon oluşturan perde gibidir. Helenistik çağ ve Roma'da önemi artsa da, skene yapısı bir oyun alanı haline yine de dönüşmez. Ortaçağ'da tiyatro yapılarının ortadan kalkışıyla birlikte, sahne de bir yapısal mekan olmaktan çıkar. Bu dönem sahnesi bir meydanın bir kenarında kurulan, derme çatma geçici bir platformdan ibarettir. Rönesans, Antikite'deki pek çok şeyi canlandırdığı gibi, tiyatro yapısını da yeniden mimarlığın gündemine getirir. 16. yy'ın ikinci yarısında, Palladio'nun İtalya2nın Vicenza kentinde gerçekleştirdiği Teatro Olimpico'nun sahnesi, bu mekanın gelişimindeki en önemli aşamalardan biridir. Ünlü mimar tarihte ilk kez olarak, bu yapıda sahneyi bir fon olmaktan çıkarıp, içinde oyunun yer aldığı saymaca bir mekan olarak düzenler. Yarım daire planlı, amfi biçimindeki salona sahne kesiminde birer minyatür sokak gibi düzenlenmiş üç mekan açılmaktadır.

Sahnenin bir duvar olmaktan uzaklaşarak bir mekan haline gelişi Barok tiyatoroda tamamlanır ve bugün bildiğimiz klasik kutu sahne belirir. 20. yy'a dek egemenliğini sürdüren kutu sahne, bu çağda yerini hızla sahne mekanı ile seyir mekanını bütünleştiren bir anlayışa terketmektedir. Arena sahnesi bu anlayışın bir ürünüdür. Çağdaş sahneye getirilen en önemli ve ilerici yorumlardan biri ise, 1920'lerde Alman mimar W. Gropius tarafından tasarlanan "Tümel tiyatro"da gözlemlenebilir. Bu proje sahne ve seyir mekanlarını kesin bir durağanlıktan ve ayrılmışlıktan kurtararak, gerektiğinde arena gerektiğinde kutu sahne olarak düzenlenebilecek, istenildiği şekilde örgütlenebilir bir tiyatro mekanı sunmaktır. Söz konusu proje gerçekleştirilmemişse de, 20. yy'daki çoğu deneyci tiyatronun bu örnekten yola çıktığı söylenebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NEF

Kilisede Apside dik doğrultuda, birbirlerinden sütun ya da ayak dizileriyle ayrılmış, uzunlamasına mekanların her biri.

NARTEX

Erken Hristiyan Bizans mimarilerinde kilisenin ana mekanına açılan giriş bölümü. Erken Hristiyan kiliselerinde bir revak biçiminde yapılmıştır. Bizans'taysa, genel olarak kilisenin batısında ana eksene dik konumda yeralan ve dışa kapılarla açılan bir kapalı mekandır.

İKONOGRAFİ

Dinsel içerikli sanat yapıtlarında betimlenen, dinsel olay ya da kişiyle ilgili tipleşmiş, hatta bir ölçüde standartlaşmış biçim düzenleri veya kalıplarını inceleyen bilimsel disiplin. Endüstri çağı öncesinde sanat yapıtları, özellikle de dinsel sanat yapıtları sanatçıya pek az özgürlük tanıyan belirli biçim kalıplarına uymak zorundaydı. Öyle ki, bu biçim kalıpları ve sahnelerin birer de adı bulunur. Sanatçı, kendisinden istenilen sahneyi istediği biçimde kişisel yorum payı çok az olarak yapıta dönüştürürdü. Örneğin; Antikite'de, Bizans'ta, genel olarak Hıristiyan sanatında ve Budist sanatta bu alanların özel ikonografisini bilmeksizin bir sanat tarihi araştırması yapmak imkansızdır. Dolayısıyla ikonografi, sanat tarihine yardımcı bir disiplin sayılabilir. Dinsel sahneleri resmetme geleneği olmayan sanatlarda doğal olarak ikonografi'den söz edilemez. Bu nedenledir ki bir İslam ikonografisi yoktur.