KENT

-En geniş ölçekli mimarlık ürünü- olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte, kent gibi karmaşık ve çok boyutlu bir olguyu tanımlamak için sayısız yaklaşım vardır. Bunları iki ana grupta toplamak olanaklı;
1. Kültürel ögelere ağırlık veren tanımlar; Bazı araştırıcılar kent ile uygarlık kavramı arasındaki yakın ilişkiden yola çıkmakta. Bu tür tanımların temel özelliğinin, kenti uygarlık, yaratıcı ve koruyucu olarak sunmaları olduğu söylenebilir. Ruth Whitehouse'un şu sözleri bu türe bir örnek oluşturuyor; "Kent, uygarlık diye adlandırdığımız bir örgütlenme aşamasına varabilmiş ana toplumsal yerleşme birimidir.." Diğer bir tanım ise ünlü kentsel tarihçi Lewis Mumford'un; "İlk başlangıcından bu yana kent, uygarlık ürünlerini toplamak ve iletmek için özel olarak donatılmış, maksimum hizmetin minimum alanda sunulması için yeterince yoğunlaşmış ve ayrıca toplumun değişen gereksinmelerine, büyümenin getirdiği daha karmaşık biçimlere ve yığılan toplumsal mirasa yer sağlayabilecek şekilde genişleyen bir strüktürdür."

2. Sosyo - ekonomik açıdan yapılan tanımlar; Kent tanımlamada sosyo ekonomik yaklaşımın ana özelliği, kenti çağının ve içinde yer aldığı toplumun ekonomik yapısının bir parçası olarak değerlendirmektir. Kent temelde bir ekonomik oluşum olarak kabul edilirse, bu ikinci tür tanımlama anlayışının birincisinden daha geniş kapsamlı olduğu sonucuna varılabilir. Sosyo ekonomik tanımların en ünlüsü ve en çok bilineni CIAM'ın Atina kongresi bildirisinde yer alan şu sözlerle ifadesini buluyor; "Kent, bölgeyi teşkil eden ekonomik, sosyal ve politik bütünün bir kısmından başka bir şey değildir."
Jane Jacobs ise kenti, "Kendi ekonomik gelişimini sürekli olarak kendi ekonomisiyle yaratan bir yerleşme" birimi olarak tanımlıyor. Jacobs'a göre kenti diğer yerleşme birimlerinden (köyden kasabadan) ayırt edici özellikleri de bu kendi gelişimini kendisinin yaratma niteliğidir.
Howard Saalman ise çok kısa ama çok geniş kapsamlı bir tanım sunuyor; "Kent, meta ve hizmetlerin üretimi ve değişimi için örgütlenmiş bir araçtır."
Bu zikredilen tanımlar dışında, Türkiye'de ve pek çok ülkede yasal olarak kent tanımı nüfus ölçütleri göz önünde tutularak yapılmaktadır. Örneği Türkiye'de köy yasası, nüfusu 2000'den fazla olan yerleşmeleri kent kapsamında saymaktadır. DT'nin hazırladığı kalkınma planlarında ise, nüfus ölçütü 10.000 olarak benimsenmiştir. Bununla birlikte, son zamanlarda, kent - köy ayrımının doyurucu olmaktan uzak bulunduğu yolunda bir kanı gelişmiştir. Buna göre, kent ve köy, boşlukta, kendiliklerinden var olan ayrı ayrı varlıklar değildirler. Küçük bir köyy her zaman bir kasaba, daha sonra kent olmaya aday bir yerleşme basamağıdır. Şu halde bir topluluğun salt köy ya da salt kent olması değil, daha fazla kentsel olarak nitelenmesi olanaklıdır.

Yorumlar